Türk Edebiyatında Mektup

2007-10-18 22:48:00
Türk Edebiyatında Mektup

 

Bazı Arkadaşlar Türk Edebiyatında Mektup türü konusunda yardımcı olmamı istediler.Bulabildiklerimi siteye eklemeye devam edicem.Umarım yararlı olur.

E.B

 

Mektup... Yazarın bilinmeyeni

Sema Rifat, birbirinden önemli yazar ve şairlerinin mektuplarından örnekler seçip, bu yazın türünün ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor

YAZAR MEKTUPLARI
Hazırlayan: Sema Rifat, Dünya Kitapları

İnsanlararası ilişkilerin sanal bir dünyaya hapsolduğu günümüzde, 'mektup'un bir edebiyat türü olarak taşıdığı önemin daha bir farkına varıyoruz. Harflerin, kelimelerin cümlelerin bu sanal ilişkide de birtakım duygusal doyuruculukları olabilir. Ama, bir yazının keşfinde-hele bu yazı bir mektupsa-yazanın duygu ve düşünceleri biraz da harfleri nasıl 'çizdiğine', kelimelerin yarattığı ışığa ve kurulan cümlenin-ister düzgün ve okunaklı, isterse çarpık çurpuk olsun-sesi ve doyuruculuğunun da önemli etkisi vardır. Elyazmalarıyla aktarılan duygusallığı değil daktiloyla yazılanlarla, hele ki e-posta mektuplarla karşılaştırmak neredeyse imkânsızdır. Edebiyatın içinde, bu noktada mektup hep mütevazı ama o denli de güçlü bir dal olagelmiştir. Günümüzde, andığımız nedenlerden dolayı bu edebiyat dalının kaybolmaya doğru gittiğini söyleyebiliriz.
Bu yazın dalının tükenişine bir tür tepkiyi simgeleyen bir seçkiyle haftalar önce karşılaştık. Sema Rifat'ın hazırladığı bu seçkinin adı Yazar Mektupları. Rifat, dünyanın ve Türkiye'nin birbirinden önemli yazar ve şairlerinin mektuplarından örnekler seçip, bu yazın türünün ne denli özel bir öneme haiz olduğunun altını çiziyor. Batı dünyasının çeşitli ülkelerinden, çoğu adlarıyla dünya yazınında bir ekol olmuş yazarların ve Türk edebiyatının sayısız seçkin simasının en özel duygularını, yaşadıkları tutkulu aşklarını, yalnızlıklarını, yoksulluklarını, ikilemlerini ve yazara-şiire bakışlarını bu mektuplarda bulmak mümkün.

Onların özel dünyası
Edebiyat ortamımızın önemli çevirmenlerinden de biri olan Sema Rifat'ın, uzmanlaştığı iki dilden biri olan Fransızca ve Fransız edebiyatına görece daha hakim olmasının sonucu olarak, mektuplarını kitaba aldığı Fransız yazar ve şairlerin sayısı daha çok. Rifat'ın editörlüğünde şekillenen, seçilen diğer mektuplarsa, İngiliz, Amerika, İspanyol, Rus ve Alman edebiyatının birbirinden önemli yazarlarının. Türk yazarlar arasında mektupları kitaba alınan en eski yazar, Namık Kemal. Bu dizinin son örneğiyse 1931 doğumlu Cemal Süreya.
Bu mektuplar yoluyla, yazarların kendine has giz dünyalarına çoğu mektupta ulaşma imkânı buluyor okur. Ama aynı oranda da, Türkiye'de yazar olmanın bedellerini de bu mektuplar yoluyla bir kez daha keşfetme imkânı buluyoruz. Yazarların birtakım özel hayat ve ilişkileri, yazdıkları yapıtlara tabii ki bire bir girmez. Hatta, öyle edebi metinler vardır ki, yazanın özel dünyasına ulaşmamızı hiçbir zaman sağlayamaz. İşte kitaptaki mektupların çekici yanı, yazarların yapıtları yoluyla ulaşamadığımız özel dünya ve ilişkilerine nüfuz etme imkânı.
Öte yandansa, bazı mektuplar yoluyla, yazarlarının onları besleyen kişisel veya toplumsal ortamlarını daha çok fark edip, yazdıkları metinleri ayrı bir gözle değerlendirme olanağı yaratması. Tüm bunların ötesinde yine de en belirleyici olan, bu yazarların gündelik ilişkilerinde yaşadıkları dramları, coşkuları ve tutkuları tüm çıplaklığıyla ele vermeleri. Bu önemli yazar ve şairlerin kaleme aldıkları her mektubu, yapıtlarındaki denli özenli, edebi mektuplar olarak düşünmek zor. Ama, yazdıkları kişisel mektuplar da olsa, bir metin kaleme alır gibi mektup yazmış yazarlarla karşılaşılıyor.

Eser öncesi ön-metinler
Yazar Mektupları kitabının bir başka ayrıcalığı, kitabın editörü Sema Rifat'ın, kısa giriş yazısının ardından 'Yazar Mektupları' adlı uzunca bir incelemeyi de kaleme alması. Rifat, önce, bir 'bildirişim aracı' olarak mektubun ne anlam ifade ettiğinin üstünde dururken, hemen ardından, bir 'nesne olarak mektup' ve 'metin olarak mektup'un yapıları gereği nasıl bir anlam taşıdığının, ayırıcı özelliklerinin üstünde duruyor. Mektup'un bir metin olmanın yanında, bir tür ön-metin olabileceğini de vurguluyor. Yani, birçok yazarın özgün yapıtlarını nasıl kaleme aldığı ve onları anlamamız noktasında, mektup'un ciddi bir ön-metin rolüne sahip olabileceğini hatırlatıyor. Rifat, kitapta yer alan yazar ve şairlerin içinde yaşadıkları zaman dilimi ve kimlikleri konusunda da okura önemli bilgiler aktarıyor.
Kitabın Türkiyeli yazarlara ayrılan bölümü ise 'Türk Yazınında Mektup' adlı önemli bir yazıyla başlıyor. Bu yazıyı kaleme Kemal Bek almış. Söz konusu, edebiyat türünün Türkiye'deki kökleri, nasıl şekillendiği ve ne ölçüde önemli bir role sahip olduğu noktasında özenli bilgilerle bezeli bir metin. Bek, mektup sözcüğünün etimolojisiyle başladığı girişin ardından mektubun ne denli önemli bir iletişim aracı olduğunun altını çiziyor öncelikle. Bunun ardındansa, Tanzimat öncesinde de bu yazın biçiminin çeşitli şekillerde nasıl var olduğu hakkında bilgiler verip, Tanzimat'tan günümüze Türk yazınında mektubun önemi ve taşıdığı rol üzerine değerlendirmeler yapıyor. Yazar, bu metni oluştururken, mektupları kitaba alınan yazarları ana eksen almaya da özen göstermiş. Metninin başlarında Kemal Demiray'ın yıllar önce Nurullah Ataç'la yaptığı bir söyleşide, ünlü edebiyatçının mektubu tanımlayışı ve kavrayışına bir anlamda sahip çıkıyor. Alıntılanan kesitin içinden biz de iki üç cümleyi aktaralım. Yazıyla mektubun ayrımını şöyle ifadelendirmiş Ataç: "Evet, her yazı bir mektuptur; ama her yazı mektup gibi yazılmaz. Mektup yazan adam ille bir konuda kalacağım diye çırpınmaz, oradan oraya geçer, yukarda bir diyeceğini unutmuşsa, onu aşağıya yazıverir; kendinden açar, ahbaplarını, arkadaşlarını anlatır". Bek'de aslında Ataç'ın bu yaklaşımına yakın olduğunu yazısında işaretliyor. Sema Rifat'ın seçtiği mektuplarla, Bek'in metni arasındaki yakınlık, kitabın hazırlanmasındaki özenin bir başka göstergesi.
Geçmiş yüzyıl ve hatta on yıllarda posta ulaşımının ne denli uzun bir zamanı kapsadığı bilinse de, mektup, duyguları ikinci bir kişiyle paylaşma çaba ve sabrının en iyi yolu. Mektuptaki safiyet ve içtenliği, yer yer özgün edebi metinlerde bile zor bulduğumuzu hatırlamakta yarar var. Yazar Mektupları bu noktada her gün daha yalnızlaşan, yabancılaşan insanın tüm çelişkileriyle gerçek yüzünü yansıtması noktasında özel bir değere sahip. Bir de kağıt üzerine, kelimelerden oluşan bir yazı resminin gitgide aynılaştığı, kopyalandığı günümüze nostaljik bir alternatif özelliği taşıyor.
Kitapta o kadar çok duygu yüklü, insanın kaosunu, ikilemlerini ve tutkularını yansıtan mektup var ki, bu yazıda birkaç cümle alıntılamak kitabın tümüne hakaret gibi. Çünkü, öncesi ve sonrası da alıntılanmadan bir mektubu okura sunmak anlamsız olduğu kadar çirkinde. Son olarak bu kitapta mektuplarıyla var olan yazar ve şairlerin birkaçının adı bile yazdıkları mektupların ayrıcalığını kendiliğinden yansıtmış olacak. İşte size anımsatmak istediğim kitaptaki birkaç mektup sahibi: Stendhal, Balzac, Victor Hugo, Proust, Joyce, D. H. Lawrence, Lorca, Mayakovski, Kafka, Ahmet Haşim, A. H. Tanpınar, M. C. Anday, Behçet Necatigil ve Memet Fuat.

Gustave Falubert (1825-1880)
Fransız yazarı Gustave Flaubert yakın arkadaşı ve sevgilisi Loise Colet'ye ünlü romanı Madam Bovary'yi nasıl yoğun bir çalışma temposu içinde oluşturduğundan, yaşadığı ruhsal durumlardan söz ediyor.

24 Nisan 1852
Yakınan ve bezginlik yüklü mektubuna daha önce yanıt veremeyişimin nedeni büyük bir çalışma krizine girmiş olmamdır. Dün değil evvelki gün saat sabahın 5'inde, dün de 3'te yattım; geçen Pazartesinden beri her şeyi bir yana bıraktım ve çalışmayı ilerletememekten sıkkın bir halde, harıl harıl yalnızca Bovary'ciğimle ilgilendim. Şimdi de şu benim baloya geldim, ona da pazartesi başlayacağım. Beni gördüğünden bu yana dolu dolu yirmi beş sayfa yazdım (altı haftada yirmi beş sayfa), kolay olmadı, akşam yazdıklarımı Bouilhet'ye okuyacağım. Bunlar üstünde o kadar çalıştım, o kadar değişiklik yaptım, bunları öyle işledim ki, şimdi artık hiçbir şey anlamaz duruma geldim.
Bezginliklerinden söz ediyorsun bana: Sen bir de benimkileri görebilseydin!(...) Çetin bir yaşam sürüyorum, dış dünyanın her türlü sevincinden yoksun bir yaşam, hiçbir dayanağım da yok, bir çeşit sürekli öfke dışında; bu öfke zaman zaman yeterince güçlü olamıyor, ama hep var. İşimi çılgıncasına ve sapıkçasına seviyorum, tıpkı bir çilecinin çile doldurmak için sarındığı o at kılı kuşağını sevmesi gibi. Kimi kez, kendimi yetersiz bulduğumda, istediğimi anlatamadığımda, uzun uzun bir şeyler çiziktirdiğimde bir tek tümce bile kuramadığımı fark ediyorum, divanın üstüne çöküyor, şaşkın bir halde içimdeki bir sıkıntı bataklığında böylece kalakalıyorum.
Kendimden nefret ediyorum, büyük sıkıntının ardından, soluğumu kesen o gurur çılgınlığıyla suçluyorum kendimi. On beş dakika sonra her şey değişiyor; kalbim sevinçten küt küt atıyor. Geçen Çarşamba kalkıp mendilimi almak zorunda kaldım; yaşlar yanağımdan aşağıya süzülüyordu. Yazarken duygulanmıştım, hem kendi düşüncelerimden doğan heyecanın, hem bunu yansıtan tümcenin, hem de onu bulmuş olmanın verdiği hoşnutluğun tadını çıkarıyordum büyük bir zevkle. (...).
L'oeuvre de Flaubert, haz. Claude
Cuenot, Paris, Hachette, 1952
Kitaptan

Amerikan Edebiyatında mektup

Amerikan yazınında mektup türünün önem kazandığı çağ, tıpkı ingiliz yazınında olduğu gibi on sekizinci yüzyıldır. Bu yüzyılda gazetelerin dergilerin geniş ölçüde yayılması ile mektup, hem toplumsal hem de politik konuların tartışılmasında sık sık kullanılan bir yazı biçimi olur. Amerikan yazınında mektup türünün evrimiyle ilgili önemli bir nokta, başlangıçta bu türün örneklerinin çoğunlukla politik olmasıdır. Benjamin Franklin (1706-1790) mektup biçiminde kaleme aldığı birtakım gazete yazılarında da, özel yazışmalarında da sık sık toplumsal politik konulara değinir.

Michel Guillaume Jean Crevecoeur’un (1735-1813) Letters from an American Farmer (1782) adlı kitabındaki on iki mektup-deneme ise Franklin’in mektuplarından başka bir havadadır. Bu mektuplarda, Yeni Dünya’daki yaşamın koşulları, göz kamaştırıcı büyüsü, bir Amerikan çiftçisinin ağzından dile getirilir. Mektupların hepsinde, doğa karşısında Rousseau’cu bir coşkunluk ağır basmakla birlikte, Crevecoeur Yeni Dünya’da toprağı işlemenin çetin yönlerini, azgın doğal güçlerle savaşma zorunluluğunu, kızılderililerin saldırılarını, toplumdaki yeni devrimin sonucu olan yıkımları gerçekçi bir gözlemle anlatır. Bu mektuplarda baştan sona, Amerika’nın bütün dünya insanlarına mutlu bir barınak olabileceği yolundaki iyimser inanç sık sık kendini duyurur. Amerikan düşünürü Ralph Waldo Emerson’un (1803-1882) ingiliz yazarı Carlyle ile yazışmaları da mektup edebiyatının önemli örneklerini kapsar. Emerson ile Carlyle arasında büyük bir dostluk vardır. Carlyle’ı, Wordsworth’u, Coleridge’i görmek için 1833’te kalkar İngiltere’ye gider Emerson bir ara. Carlyle ile yazışmaları da 1888’de The Correspondence of Carlyle and Emerson başlığıyla yayımlanır.Bu mektuplarında Emerson’ın toplum, doğa, sanat konusundaki görüşleri ayrıntılı olarak dile gelir. Emerson, mektuplarıyla genç Whitman’ı da desteklemiş, onu başlangıçta yüreklendirmiş, alkışlamış bir yazardır.

İyi bir mektup ustası olarak anılan yazarlardan biri de Edgar Allan Poe’dur (1809-1849). Kişisel mektuplarının ilginçliği yanı sıra Poe, şiirlerinin üçüncü basımında, düşgücünün Coleridge ile Wordsworth’un dediği gibi mantıkla denetlenmesine karşı çıkan önsözünü de "Letter to Mr.B." diye başlayan bir mektup biçiminde yazar. Emerson’ın mektuplarını derleyip yayımlayan Charles Eliot Norton (1827-1908) da önemli bir mektup yazarıdır. Çağının ileri gelen İngiliz yazarlarıyle dostluğu olan Norton’un Ruskin’ le yazışmaları da sonradan yayımlanmıştır.

En ilginç mektup yazarlarından biri, mektuplarını gene Norton’un derleyip 1904’te Letters başlığı altında üç ciltte yayımladığı James Russell Lowell’dir (1819-1891). Amerika’da bellibaşlı devlet adamlarının mektuplarının yayımına da özel bir ilgi gösterilmiştir. Sözgelişi, John Fitzpatrick’in yayımladığı Writings of George Washington (1931-1944). Abraham Lincoln’ın Collected Works, Thomas Jefferson’ın Papers başlıklı toplu basımlarında bu devlet adamlarının derlenebilen mektuplarına da yer verilir.

Yirminci yüzyıl Amerikan yazınının mektup ustaları arasında Mark Twain’in (1835-1910) özel bir yeri vardır. Tatlı, alaycı, eğlenceli anlatımıyla Mark Tvvain’in mektupları hiç eskimeyecek niteliktedir. Letters başlığıyle 1917’de yayımlanmıştır bu mektuplar. Romancı Henry James’in (1843-1916), 1920’de Percy Lubbock’ın iki çitte yayımladığı mektupları Letters ise, roman kuramı üzerine en çok kafa yoran yazarlardan biri olan James’in bu konudaki görüşlerini dile getirir yer yer, sanatının inceliklerine ışık tutar. Thomas Wolfe (1900-1938), ile Edvvin Arlington Robinson (1869-1935) da yüzyılın önemli mektup yazarları arasındadır. Bunlardan özellikle Thomas VVolfe, annesiyle yakın dostlarına yazdığı mektuplarla, bu türün ustalarından biri olarak belirir. Ustalıkta onu da geçen bir mektup yazarı ise, çağının en büyük sanatçılarıyla yazışmış, James Joyce, Wyndham Lewis, T.S. Ellot, Amy Lovvell, H.D. (Hilda Doolittle), Ford Madox Hueffer (Ford), Gertrude Stein, gibi yazarları mektuplarıyla etkilemiş, desteklemiş, yüreklendirmiş, onlara yayım olanakları aramış, yararlanmaları için gereçler yollamış olan Ezra Pound’dur (1885-1973). Henry Miller ise, Lavvrence Durrell, Anais Ninn gibi ünlülerle yazışmalarında her zaman, rahat, gerçek, dünyayı umursamaz bir yaşama ustası olarak belirir.


Türk Dili Mektup Özel Sayısı, Sayı 274, s,565-566

 

ÖRNEKLER

Nazım Hikmet(Mektup 8)

 

Nazım Hikmet'den Kemal Sülker'e

 

17.2.944 Bursa

Kardeşim,

Mektubunuzu aldım, mektubunuz demek sıhhat haberiniz demektir, çoktandır ondan habersizdim, haber almış olunca sevindim..................................................................

Çıkarmak istediğiniz öteki kitap hakkında - Malzeme bakımından - size hiç bir faydam dokunmayacak. Çünkü hakkımda iyi, kötü yazılan şeyleri toplamağı, biriktirmeği şimdiye kadar akıl etmedim, bundan sonra da akıl edeceğim yok galiba.. Ne yalan söyliyeyim, beni, yazıcı olarak, muayyen durumları olan profesyonel münekkitlerin, yazıcıların hakkımdaki fikirlerinden ziyade, okuyucu kütlemin tenkitleri ilgilendirir. Onların fikirlerini alabilseydim, onlar yazsalardı bu yazıları toplardım, biriktirirdim ve elbette ki bizim kafaları dört köşe profesyonellerimizden çok daha bana terbiye edici, yol gösterici faydaları dokunmuş olurdu. Bununla münekkidin rolünü inkâr ediyorum sanmayın. Bilâkis münekkide, ama meselâ Nurullah Ataca, yahud Peyami Safaya değil, münekkide, hatta isterse sosyal bakımdan düşman safında olan, sahici münekkide her yazıcının elbette ki ihtiyacı vardır.

Müsveddeleri bir kere de bana göstermek iyiliğinde bulunacağınızı söylüyorsunuz. Buna pek sevindim. şundan dolayı ki, hakkımda yazılmış bir kitapta beni en çok ilgilendiren şey, şahsım hakkında düşünceler değil, inandığım şeylerin doğru verilmiş olmasıdır.

Günler geçiyor. Hayattan memnunum, zaten ondan hiç bir vakit şikâyetçi olmadım. Hayattan korkmuyorum ki şikâyetçi olayım ve ondan ümidimi kendim için ve kendimden önce insanlarım, sevgilerim için hiç bir zaman kesmiş değilim ki şikâyet edeyim.

Gözlerinden öperim kardeşim. Sıhhatli, ümitli ve iyimser olmanızı dilerim.

Nâzım Hikmet

 

 

Birbirinden güzel mektup-romanlar da unutulacak mı? Hüseyin Rahmi’nin özel hayatına açılan mektuplar ,Reşat Nuri Güntekin’den Bir Kadın Düşmanı, Halide Edib’den Handan, Laclos’dan Tehlikeli İlişkiler, hele Dostoyevski’den İnsancıklar. Onları sakın unutmayın.

Ayrıca Nazım Hikmet'ten Mektuplar, Kemal Tahir ve Cemal Süreya'da mektup türünde çok güzel örnekler vermişlerdir.

 

 

 

2949
0
0
Yorum Yaz